The Double Life Of Veronique

Polonya’lı yönetmen Kieslowski’nin Üç Renk (Mavi, Beyaz ve Kırmızı) üçlemesinden önce çektiği 1991 yılında gösterime giren ve büyük beğeni kazanan bir filmdir. Film birbirine fiziken ve ruhen benzeyen iki kadının hikayesine dayanıyor; Weronika ve Veronique. İki kadını canlandıran oyuncu daha sonra Kırmızı filminde de oynayan Irene Jacop. 

İlk olarak Weronika’nın hikayesini izliyoruz. Açılış sahnesinde müzik okulundan arkadaşlarıyla birlikte Weronika’nın performansını izliyoruz. Zbigniew Preisner’ın bir parçasını seslendiriyorlar. O sırada aniden bastıran yağmur Weronika’nın arkadaşlarının kaçışmasına neden oluyor. Fakat Weronika daha da çok keyif alarak söylemeye devam ediyor. Burada sanki onun müzik aşkına tanık oluyoruz. Onu her şeyin üstünde tuttuğuna. Ardından geçitte daha sonra sarışın bir çocuk diye halasına bahsedeceği erkekle buluştuğunda haz dolu suratını görüyoruz. Sonrasında halasına, onunla orada geçitte sevişmek istedim, itirafında bulunuyor. 

Babasıyla karşılaştığı sahnede babası ona, “Sen hayattan birçok şey istiyorsun”der.

Devamında Piyano çalan arkadaşının provasına katılır. Provaya sesiyle eşlik ederek dikkat çeker ve seçmelere davet edilir. Sonraki sahnelerde Weronika’nın erkek arkadaşı olduğunu görürüz. Erkek arkadaşı (Antek) ona sevgisini itiraf ederken Weronika onu arayamadığı için üzgün olduğunu söyler. “Seni arayacağım” diyerek ayrılır ondan. Weronika’yı onunlayken de keyifli görürüz ama sanki onu müzik kadar mutlu edemez, müzik kadar haz veremez ona hiçbir şey. İlk sahnedeki sarışın çocukla beraber olması da sanki müziğin verdiği coşkuyla oluşmuş gibidir. Weronika insan ilişkilerini o kadar da umursamayan, kendi hazlarının peşinde koşan biri gibidir film boyunca. İnsan ilişkileri onun asıl istediği şeye ulaşması için bir basamak gibidir. Babasına da belki bu yüzden, “Kendimi yalnız hissetmiyorum” der. Weronika neşeli, heyecan dolu, keşfetmeye meraklı biridir.

The Double Life Of Veronique
The Double Life Of Veronique

Veronique müzik okuluna gittiğinde kukla eğitmeniyle karşılaşır ve gösterisini izlemeye karar verir. Çocuklar ilgiyle gösteriyi takip ederken Veronique’nin gözleri kuklacıya sabitlenir ve onun tarafından farkedilir. Bir sahnede onun kardiyolojiye gittiğini görürüz. Weronika gibi kalp rahatsızlığı olduğunu anlarız. Devamında araba kullanırken kuklacıya denk gelir, sigarasını ters yakmaya çalışmaktadır. Aralarında görsel bir diyalog oluşur. Kuklacı bir gece telefonla onu arar, ilgisini belli eder. Bu gizem Veronique’yi etkiler. Ertesi gün babasına aşık olduğunu itiraf eder. Veronique aynı zamanda “Yalnız hissettiğini de” söyler babasına.

Bir başka sahnede hiçbir neden yokken arkadaşına eşinden ayrılmasına yardımcı olmak için onun eşiyle yattığına dair mahkemede şahit olmak için söz verir.

Kuklacıyla (Alexandra Fabbri) aralarındaki gizemli ilişki devam eder. Veronique’ye mektupla ayakkabı bağcığı yollar ve Veronique kardiyoloji sonuçlarıyla bağcık arasında bir bağlantı kurar. Nesneler Kieslowski sinemasında çok güçlüdür. İnsan ilişkilerini belirleyen şey sanki budur. Veronique de bundan etkilenir. Veronique Alexandra’nın yazdığı çocuk kitaplarını alıp okumaya başlar. Alexandera bir gün ona bir kaset yollar. Veronique dinleyip çözmeye çalışır. Bu kaset (nesne) Veronique çocuklara ders verirken de elindedir. Tüm dikkati artık ondadır. Veronique onu dinlemeye başladığında bunun belirli bir mekan sesleri olduğunu farkeder. Havalimanına doğru yola çıkar ve oradaki kafeyi bulur. Alexandra 48 saattir onu beklediğini ve daha da bekleyeceğini itiraf eder. Alexandra ona artık gerçek bir kitap yazmaya karar verdiğini ve bu kitapta bir kadın olduğunu bilinmeyen bir adamın çağrısına cevap verdiğini söyler.

“Psikolojik olarak bunun mümkün mü olduğunu merak ediyordum.” der. Veronique, “Neden beni seçtin” dediğinde Alexandra cevap veremez. Veronique kullanıldığını hissederek orayı terkeder. Alexandra onun peşinden otele kadar gelir. Burada 287 numaralı odayı alır. Bu numara ilk bölümde Weronika’nın sevgilisi Antek’in kaldığı odayla aynı numaradır. Veronique en başından beri her şeyi bildiğini söyler, kitap yazdığını bildiğini vesaire. Daha sonra çantasındakileri Alexandra onu tanıması için döker. Alexandra onun olduğu bir fotoğrafı farkeder ama Veronique fotoğrafa bakarak, bu benim paltom değil, der. Ağlamaya başlar ve birlikte olurlar. Sanki olması gereken her şey şimdi yaşanıyormuş gibidir. İlk bölümde ikizi Weronika Antek’in kaldığı 287 numaralı odaya gitse her şey bambaşka olacakmış gibidir.

The Double Life Of Veronique
The Double Life Of Veronique

Devamında Alexandra ona benzer iki tane kukla yapar. Veronique bunun nedenini sorduğunda, onları çok kullandığım için çabuk yıpranıyorlar, cevabını alır.

“Her ikisi de siyah saçlarla ve ela gözlerle doğdular. İki yaşına geldiklerinde yürümeyi henüz öğrenmişken onlardan birisi elini sobada yaktı. Birkaç gün sonra diğeri sobaya elini değdirdi ama zamanında elini geri çekti. Ancak kendini yakmak üzere olduğunu bilemezdi.”

The Double Life Of Veronique
The Double Life Of Veronique

Ek Olarak

Kieslowski renkleri kullanmayı seviyor. Yeşil ve sarı tonlarının hakim olduğunu söyleyebilirim. Aynı zamanda turuncu ve arka plan olarak kırmızı da işin içinde.

Kieslowski Üç Renk üçlemesinde de olduğu gibi küçük insanların çocuksu, saf ve yüce diyebileceğimiz duygularını anlatmayı seviyor.

Aynı zamanda Kieslowski belki Proust gibi bir fetişist. Nesneleri kullanmayı seviyor. Her iki kadın karakterinde yüzüğü, topu vardı, onlara kendilerini hatırlatan. Ve Veronique de nesneler sayesinde etkileniyor Alexandra’dan bir bağ kuruyor onunla. Hatta bunu benimle ilgili ne bilmek istiyorsun dedikten hemen sonra çantasının içindekileri boşaltmasından da çıkarabiliriz. Hatta benzer bir sahne Mavi filminde Juliette Binoche’nin canlandırdığı Julie karakterinde de vardı.

Yine Üç Renk üçlemesinde rastladığımız oldukça yavaş yürüyen yaşlı kadınlar bu filmde de iki kez göründüler. Kieslowski aynı yerlere dokunmayı seviyor; imzası gibi bir şey.

Sevişme sahnelerine değinmek istiyorum. En sondaki Veronique ve Alexandra’nın birlikte olduğu sahne Dünyadaki en muhafazakar insanı bile etkileyecek nitelikte olduğunu düşünüyorum. Mavi filmindeki sahne içinde geçerli bu söylediğim. Tabuları yıkan sahneler bana göre.

Şu meşhur ikizlerin karşılaştığı sahneye gelirsek meydanda Komünistler ve polisler çarpışırken Kieslowski’nin de ince düşünüp iki karakteri çarpıştırması, karşılaştırması muzazam derecede güzeldi. Devamındaki bir sahnede Weronika’nın yürürken ellerini yapraklara sürterek geçmesi Kieslowski’nin bir sonraki filmi Mavi’de de bir benzerini Julie’nin elini duvara sürterek geçmesi olarak izliyoruz.

Ve okuduğum birkaç kişisel çözümlemeye göre kuklacıyı Tanrı metaforuyla bağdaştırmışlar. Eğer öyleyse Veronique Tanrı’ya aşık olarak hayatta kalıyor. Weronika da müzik aşkıyla ölüyor. Belki, belki de değil.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir