Sult (The Hunger)

Edebiyat çevrelerinde Norveç’in Dostoyevski’si olarak anılan ama doğduğu ülkede Norveç’te pek de sevilmeyen nobel ödüllü yazar Knut Hamsun’ın 1890’da yazmış olduğu roman (Sult -The Hunger-) ileride kendisi kadar harika olan bir filme uyarlanacaktır.

1966 yapımı Henning Carlsen yönetimindeki film, -sözetmeden geçmek istemiyorum, Pontus karakterini canlandıran Per Oscarsson’ın Cannes film festivalinden ödülle döndüğü performansını çok beğendim- beni yıllar sonra herkesin övdüğü şu meşhur ‘Açlık’ kitabını okumaya ikna ettirdi. Yazımda hem filmden hem de kitaptan söz edeceğim yeri geldiği zaman ikisi arasındaki farklılıklara değineceğim.

‘Açlık’ filminin/romanını hikayesinden kısaca bahsetmek gerekirse, yazarlık tutkusu olan beş parasız ama gururlu bir adamın hayatta kalma mücadelesi anlatılıyor. Genellikle edebi değerini beğendiğim kitapların sinema filmi yapılmasına karşı olan kitledenimdir. James Joyce ve Virginia Woolf gibi yazarların kullandığı bilinç akışı yönteminin sinemaya çok zor uyarlanması gibi, edebi değeri Rus klasikleri kadar iyi olan kitapların beyaz perdede istenen sonucu vereceğini hiç sanmıyordum. İtiraf etmem gerekirse filmi (Pontus karakterini canlandıran Per Oscarsson’ın bunda payı büyük) kitabından daha çok beğendim…

Pontus, ucuz bir pansiyon odasında kalır ve amacı yazarak önemli, saygın biri haline gelmektir. Filmde birçok olayın gerçekleştiği/kesiştiği yer tefeci dükkanıydı. Pontus’ın sürekli vurgulanan ‘açlığı’ okuyucuda sıradan bir etki yaratmanın aksine onda acıma ve merhamet duygusunu pekiştiriyor. Pontus, çoğunlukla eline geçen ufak tefek şeyleri tefeciye getirmekle meşguldür. Günün birinde bir makale yazar ve gazete editörünün bunu satın almasını umut eder. Böylelikle uzun bir aradan sonra güzel bir yemek yiyebilecektir ve borçlarını ödeyebilecektir…

Kitapta göremedim ama 1966 yapımı film versiyonunda benim ağzımın açık kaldığı bir sahne vardı. Pontus, çöpten yemek yerken mahalleliye yakalanıyor ve bundan dolayı kendisini gören kişilere bir takım açıklamalarda bulunuyordu. Bu noktada yapmaya çalıştığı konuşma (her ne derse desin) onun karakteri hakkında size büyük bir ipucu verecektir. Pontus şüphesiz ki aristokrat bir aileden geliyor gibi görünmektedir. İçinde bulunduğu derin açlık karşısında dahi gururunu yitirmemeye çalışır. Her şeye rağmen alçak gönüllülüğünü yitirmemiştir. Sinema Knut Hamsun’ın belki kendi gençlik yıllarından esinlenerek yarattığı bu karakter ile en iyi karakter çalışmalarından birine tanıklık etmiştir. Bunda yazar Knut Hamsun’dan çok aktör Per Oscarsson’ın payı büyüktür.

Pontus gerçek bir kaybedendir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir