The Double Life Of Veronique

Polonya’lı yönetmen Kieslowski’nin Üç Renk (Mavi, Beyaz ve Kırmızı) üçlemesinden önce çektiği 1991 yılında gösterime giren ve büyük beğeni kazanan bir filmdir. Film birbirine fiziken ve ruhen benzeyen iki kadının hikayesine dayanıyor; Weronika ve Veronique. İki kadını canlandıran oyuncu daha sonra Kırmızı filminde de oynayan Irene Jacop.  İlk olarak Weronika’nın hikayesini izliyoruz. Açılış sahnesinde müzik…

Okumaya devam et

Cache (Hidden) Michael Haneke

Trajedi mi yoksa ara dönem mi? Georges: Kendimi sorumlu hissetmedim. Bu normal değil mi? Belki burada Anne “Evet, normal değil” diyebilse o istediğimiz, arzuladığımız ve meraklandığımız yüzleşme sağlanacak ama yönetmen Haneke buna bir türlü izin vermiyor ve böyle bir şeyin olasılığını dahi bize hissettirmiyor desem yanlış olmaz.  Film başlar başlamaz izleyiciler olarak bir olayın tam…

Okumaya devam et

Deneysel Sinema

Avant-garde sinemanın 1920’lerde ortaya çıkan sürrealizmle gelişmeye başladığını, Fransız yönetmen René Clair, pek bilinmeyen ama Chaplin/Keaton kadar iyi bir komedyen olan Charles R. Bowers(başka bir yazımda uzunca inceleyeceğim bu dahi adamı) ve Un Chien Andalou filminden tanıdığınız Luis Bunuel gibi isimlerle seyirci karşısına çıktığını belirteceğim. Ben avant-garde sinemada en çok Hollis Frampton ve Bruce Conner…

Okumaya devam et

Açık Toplum ve Endişeleri

Öncelikle belirtmem gerekirse Karl Popper’ın Açık toplum ve Düşmanları kitabı dışında herhangi bir eserini okumadım. Bir bilimsel makale yazmayı çok isterdim fakat bunun için ne zamanım ne de motivasyonum var. Yazımda bu 2 ciltlik okuması büyük bir efor isteyen kitabı (Açık Toplum ve Düşmanları) henüz okumamış olanların ilgisini çekebilmeyi amaçlayacağım… Benim gibi kitabı okumuş ve…

Okumaya devam et

Blade Runner – Ridley Scott

Ünlü Bilimkurgu yazarı Phillip K. Dick’in ‘Androidler Elektrikli Koyun mu Düşler?’ adlı romanından sinemaya uyarlanan film günümüzde cyberpunk türünün belki de en etkili eseri olma özelliğini taşıyor. Ridley Scott’ın yönettiği Film, 2019 Kasım ayında Los Angeles’ta geçmektedir. Genetik Bilimi oldukça ilerlemiştir. İnsanlar kendilerinden daha iyi yapay zekalar üretmektedir. Nexus 6 adındaki yapay zekalar onları üreten…

Okumaya devam et

Ai no borei (Empire of Passion) – Nagisa Oshima

Nagisa Oshima’nın büyük yankı uyandıran ‘Ai No Corrido’ filmi bildiğiniz üzere bir çok ülkede yasaklanmıştı ve yönetmene hakettiği şöhreti yıllar sonra getiren bir yapıt görevini taşımıştı. O filmin devamı olan Ai No Borei Shakespearevari bir anlatımla izleyicinin dikkatini çekiyor. Ai No Corrido benzeri bir film bekliyorsanız hayal kırıklığına uğrayacaksınız, çünkü bu film Oshima’nın gerçek bir…

Okumaya devam et

Amerikan Bağımsız Sineması ve John Cassavetes

1958 yılında Nouvelle Vague henüz dünyayı etkisi altına almadan önce John Cassavetes adında Amerikalı genç bir yönetmen Shadows isminde Amerikan Bağımsız Sinemasına öncülük edecek olan filmi 16mm’lik el kamerasıyla New York sokaklarında çekti. Shadows, Fransız yeni dalgasındaki gibi el kamerası kullanımıyla, düşük bütçesiyle, yıldız olmayan aktörleriyle ve ‘jazz’ sound’ıyla akıllarda yer edindi. İlk filminden itibaren…

Okumaya devam et

Pokolenie (A Generation) – Andrzej Wajda

2016 yılında kaybettiğimiz, Andrzej Wajda kuşkusuz Polonya sinemasının en iyi birkaç isminden birisidir. Küller ve Elmaslar filmiyle tanışmıştım kendisiyle. Görüntü ve aktör yönetimi filmlerinde oldukça başarılıdır. Film leh yazar Bohdan Czeszko’nın bir kitabına ve kendi uyarladığı senaryosuna dayanıyor. Pokolenie, aynı zamanda Wajda’nın 30’u aşkın film çektiği kariyerinin ilk filmi olma özelliğinde. Polonya’da Anti-Faşizm Sesleri Naziler…

Okumaya devam et

Little Dieter Needs to Fly – Werner Herzog

Alman yeni-dalgası bizlere Rainer Werner Fassbinder, Wim Wenders ve Werner Herzog gibi birbirinden ilginç yönetmenlerle tanışmamızı sağladı. Alman yeni-dalgası her ne kadar diğer ‘yeni-dalga’ akımları kadar dikkat çekemese de birbirinden saklı cevherlere sahiptir. Buna başka bir yazımda uzunca değineceğime söz veriyorum. Gelelim Werner Herzog’a, yıllar onu hiç değiştirmedi ve çizgisinden asla sapmadı. Kendisinin ülkemizde sevildiğini…

Okumaya devam et

Toplumsal Yeniden İnşanın İlkeleri

Russell en sevdiğim filozofların başında geliyor. Aristoteles gibi çok yönlü bir filozof olan Russell özellikle mantık alanında yaptığı çalışmalarla adından sözettirmiştir. Felsefeye yeni başlayacaklar için birbirinden muazzam eserlere sahip olmasının yanında Nobel ödülüne layık görüldüğü “Batı Felsefe Tarihi” adlı 3 ciltten oluşan eseri bu alanda yazılmış en iyi eserlerden biridir. Özellikle en iyi kitaplardan biri…

Okumaya devam et