Lazzaro Felice

Lazzaro Felice Türkçesiyle “Mutlu Lazzaro” filmi İtalyan yönetmen Alice Rohrwacher’ın 2018 Cannes Film Festivalinde en iyi senaryo ödülünü kazanmıştır. Film açılış sekansıyla bizi köy yaşantısına götürür. Kız arkadaşına sürpriz yapan genç bir adamı izleriz. Her şey güzel görünür. Fakat bu olayın sonunda misafirlere ikram edilecek bir şeylerin olmaması bizi şaşırtır. Bu ilk sahnenin sonunu gördüğümüzde…

Okumaya devam et

The Ballad of Buster Scruggs

Coen Kardeşlerin 2018’de netflix de yayınlanan son filmi imdb’de 7.4 puan almıştır. Film içeriğinde 6 tane birbirinden bağımsız hikayeyi kapsıyor. İlk hikaye filme adını da veren “Buster Scruggs”ın hikayesi oluyor. Karakterin bize verdiği ilk mesaj, hiçbir zaman daha iyisini beklemediğini insanların hep oldukları gibi kabullendiğini belirtmek olur. Kendisi oldukça cesur, iyi şarkı söyleyen, eğlenceli ve…

Okumaya devam et

Erotizmin Doruklarında Masumura Sineması

Japon yeni-dalgasının pek bilinmeyen isimlerimden biri olan Yasuzo Masumura yoldaşları Imamura ve Oshima gibi sinemasında tabu yıkan, dönemine göre kışkırtıcı konulara el atmasıyla bilinir. Masumura’yı benim gözümde özel kılan gösterişten uzak son derece sade bir sinema anlayışıdır. Ne Wyler’daki gibi epik filmlere imza atar ne de Bresson’ın filmlerindeki gibi minimalizm tutkunudur. Sinema anlayışı Aristoteles’in Nikomakhos’a…

Okumaya devam et

Melville Sinemasında Şiddet ve Yalnızlaşma

Kimdir bu Melville? Fotoğraf çektirmekten hoşlanmayan ve bu yüzden çok az fotoğrafa sahip olan Melville hakkında araştırma yaptığınızda kişisel bilgilerine pek ulaşamayacaksınız. Godard ve yeni-dalga akımını doğrudan etkisi altına alarak Fransız sinemasının tartışmasız “pioneer” yani öncülerinden biri olmuştur. Melville ismini duyduğunuzda bir yönetmen sinemasından çok aklınıza Moby Dick’in yazarı Amerikalı Melville ve balinalar gelebilir. Bu…

Okumaya devam et

Renoir’ın Gölgesinde Jacques Becker Sineması

Yazılarıma son hızla Fransız yönetmenler üzerinden devam etmek istiyorum. 53 gibi çok erken bir yaşta aramızdan ayrılan Becker (1906-1960) ülkemizde son yönetmiş olduğu, belki de tüm zamanların en iyi hapishane dramalarından biri olan Le Trou ile anılmaktadır. Daha önceki yazılarımda Malle ve Duvivier gibi yabana atılan isimlerden söz etmiştim. Bu sefer Fransız nouvelle vague ekibi…

Okumaya devam et

Aykırı Fransız Yönetmen Louis Malle

Son yazılarımda Godard ve arkadaşları(Cahiers du Cinéma) tarafından dışlanan, tarihten silinmeye çalışılan yönetmenlere yer verdiğim dikkatlerden kaçmamıştır. Fransız nouvelle vague ile aynı dönemde sinemeya başlayan ama onlardan biri olarak sayılmayan Louis Malle benim için Fransız sinemasının yabana atılan isimlerinden biri olmuştur. Kendisi 25 gibi çok erken bir yaşta müziklerini Miles Davis’in bestelediği Ascenseur pour l’échafaud…

Okumaya devam et

Julien Duvivier Sinemasında Melankoli

“Eğer bir mimar olsaydım ve sinemaya bir anıt yapmak zorunda kalsaydım, tam girişe Julien Duvivier’in bir heykelini dikerdim.” -Jean Renoir Fransız sinemasını severim. Şiirsel Gerçekçilik’in önemli temsilcilerinden Duvivier (1896-1967) ülkemizde tanınmıyor olduğu için hakkında bir yazı yazmak istedim. 1920’li yıllardan 67’de trafik kazasından ölene kadar çok önemli eserler bırakmış bir yönetmendir. Klasik Fransız sinemasının 5…

Okumaya devam et

William Wyler, Bir Dahiden Fazlası

Türkçe’de “geniş” kapsamlı, popüler filmleri dışında bir Wyler incelemesi olmaması büyük bir utançtan başka bir şey değildir. Atilla Dorsay’ın Wyler’dan sözettiğini daha önceden duymuştum fakat hiçbir kitabını okumadığım için ortaya kesin bir iddia atmak istemiyorum. Wyler’ın çok büyük bir hayranıyım. Wyler filmleriyle yatıp kalktığım günler olmuştur. Nereden başlayacağımı kesinlikle bilmiyorum. Sayısız başyapıta imza atmış Wyler’ın…

Okumaya devam et

Riso Amaro (Bitter Rice) – Giuseppe De Santis

Giuseppe De Santis’ı İtalyan yeni-gerçekçiliğini araştırırken keşfetmiştim. Visconti ya da De Sica kadar popüler olmamasına karşın birbirinden değerli yapımlara sahiptir. Hakkında detaylı bir yazı yazmak istiyorum boş bir vaktimde. Bitter Rice’ı diğer İitalyan melodramlarından ayıran şeyi hep beraber inceleyelim… 1949’da vizyona giren ve kadrosunda 7 yazar bulunduran Bitter Rice marksist bir alt metine sahip olmasıyla…

Okumaya devam et

The Double Life Of Veronique

Polonya’lı yönetmen Kieslowski’nin Üç Renk (Mavi, Beyaz ve Kırmızı) üçlemesinden önce çektiği 1991 yılında gösterime giren ve büyük beğeni kazanan bir filmdir. Film birbirine fiziken ve ruhen benzeyen iki kadının hikayesine dayanıyor; Weronika ve Veronique. İki kadını canlandıran oyuncu daha sonra Kırmızı filminde de oynayan Irene Jacop.  İlk olarak Weronika’nın hikayesini izliyoruz. Açılış sahnesinde müzik…

Okumaya devam et